29 Ağustos 2010 Pazar

BAŞLIK BULMAK ZOR İŞ HACI:))))

beni bu sıcak havalar mahfetti yalnızca beni mi? hepimizi değil mi.... bırakın işi gücü temizliyi yemek yiyesi bile gelmiyor insanın..yapış yapış sıcaakkkk...hayat ne garip insanlar bir yanda sel felaketiyle herşeylerini kaybettiler.şimdi tek istedikler karınlarını doyurup hayatta kalabilmek..onlar canla başla mücadele ederken havuzlar , denizler ,tatliciler  barlar ,diskolar tam gaz devam..antalya'da çıkan yangın sadece aptal bir insan yüzünden onca insan evlerini boşaltmak zorunda kaldı..günlerdir helikopterler ,uçaklar tepemizden su taşıyor hatta denize inip su aldıgınıda gördük..burdura kadar sıçramış :(((

ama doğanın kanunu bu değil mi?? aynı mahallede aynı sokakta bir evde düğün var herkes mutlu sevinçli...diğer evde cenaze var herkezin gözü yaşlı ..doğanın bile  kanunu adeletsizzz...
neyse ben fazla derinlere inmeyim sonra çıkması zor oluyor :)))

can sıkıntısından bunları yaptım.bunları ne yaparım nerde kullanırım şimdilik bilemiyorum ama çok hoşuma gitti


21 Ağustos 2010 Cumartesi

KADINLARI MUTLU ETMENİN YOLLARI?BLA BLA BLA




gelen mailler facebokta artık her yerde görmekten okadar sıkıldım ki!...kadınları mutlu etmenin yolları liste okadarrrr uzun ki erkekleri mutlu etmenin yolları karnını doyur  ,tv kumandasını ver önünden çekil hadee bea buna kim inanır cevabına bayatlayan kadir inanırla devam edeceğim:))))
 bunu yazan zat-ı muhterem kişi neye dayanarak hani akla ve hangi hakla hizmetle yazdı??soruları dolaşıyor beynimde? muhtemelen diyorum birinden ya da birilerinden esinlendi..tamam kabul ediyorum bir bayan olarak kadınlar süse ,giyime düşkündür bakımlı ve güzel olmayı . sevmeyi sevilmeyi ilğiyi sever  hatta nicelerini tanıyorum naz niyaz içinde..ama hiç bu kadar istekleri olana rastlamadım ben..
altını çizerek söylemeliyim ki!..yaradılış olarak çokkk farklıyız...düşünce ,hassasiyet,sevgi anlayışlarımız çok farklı..erkeklerin bir çok konuda düşünemediği akıl edemediği (aile ,akraba ,arkadaş ilişklerinde) denge ve teraziyi aynı dizgide tutamadıklarından kadınlar sağlar bunu..altan alan fedakar olan hep kadındır bu en büyük gerçekkk..

sorunlu akraba olaylarında yıpranan yine kadındır.evi çekip çeviren çocuk derdi ,kaynana ,kayınpeder görümce ,vb derdi çeken yine kadındır..

hem anlamadığım nedir bu rekabet??artık günümüzün kadını her alanda başarıya imza atıyor..bir çiçekle ,bir gülücükle mutlu olanlarda var elbet.bırakın araba şunu bunu istemeyi bir kenara.  kadın neler yapabilirim benimde çorbada payım olsun diyor...haksızmıyım??
hasta olduklarında bakan, her daim gözü gibi üzerine titreyen kadın  kaprisi nazı niyazı çeken kadın..üzsede ,kırsada  , sineye çeken kadın...eee yahu sizin derdiniz ne kuzum???








15 Ağustos 2010 Pazar

"O ELİNDEKİ HERŞEYİ VERDİ;BEN İSE ELİMDEKİNİN BİR KISMINI...

HZ.ALİ'NİN ağabeyi Cafer b. Ebu Talib'in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir kabilenin hurmalığına inmişti.
Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta çalışan köleye, yemek vakti üç parça ekmek geldiğini gördü. 
Köle ekmeklerden birini ağzına götürmek üzereydi ki, birden önünde açlığı her halinden belli bir köpek belirdi.
Köle elindeki ekmeği köpeğin önüne attı. Köpek ekmeği derhal yedi.
Köle ekmeğin ikinci parçasını da attı.Köpek bunu da bir kerede sildi süpürdü.
Köle bunun üzerine üçüncü parçayı da köpeğe verdi. 
Kalkıp, yeniden işine dönmek üzereydi ki, olup biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu: -
"Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne kadardı?" Köle sıkılarak cevap verdi: -"İşte bu üç parça ekmek." 
-"O halde neden kendine hiç ayırmadın?" -
"Baktım ki, hayvan çok aç. O halde bırakmak istemedim." -
"Peki sen ne yiyeceksin şimdi?" -"Oruç tutacağım.
Bunun üzerine, Abdullah b. Cafer, köleden sahibini, evinin nerede olduğunu sordu.
Sonra da gidip adamdan bu hurmalığı içindeki köleyle birlikte satın aldı. Sonra döndü, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını..
" Cömertliğiyle meşhur Abdullah b. Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, bu olayı anlatır ve eski köleyi över.
"Ama o köpeğe topu topu üç parça ekmek vermiş; sense ona koskoca bir hurmalığı ve hürriyetini vermişsin" dediklerinde, şu karşılığı verdi: - 
"O elindeki herşeyi verdi; ben ise elimdekinin bir kısmını...
.(Z.A)

14 Ağustos 2010 Cumartesi

ŞİRİN ÇİÇEKLER SENDEMİ İSTİYORSUN?OZAMAN BİR TIK...

ramazan gittikçe yaza geldi..sıcaklar ve bunaltıcı nem rabbim herkesin yardımcısı olsun..sıcaklardan hiç bir şey yapılmıyor.oysa ablamdan öyle ganimetlerle döndüm ki ..pullar boncuklar saten ,tafta ,tül kumaşlar..ama yapılmıyor çekimiyor sıcak..aşkoşumda mini dikiş makinası scarlet kapmış.getirmiş..ben ondan razıyım rabbimde razı olsun degilmi .))ramazan ayı boyunca güzel hikaye ve kıssadan hisseler paylaşacağım..
ama bugün hikayeden önce yaptıklarına severek ve hayranlıkla baktığım arkadaş  bu çiçeklerden sizinde olsun demiş..hatta çiçeklerin rengini siz belirleyin demiş...yasemin kale...
eee siz daha duruyormusunzz?? haydii renk belirlemeye herkes bol şansss:)

12 Ağustos 2010 Perşembe

ÇOBAN İLE ELMA AĞACI...

yaşlı çoban, sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında, tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak:
-Haydi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık. Ve bir elma düşerdi en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam, sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur’ân’ını okumaya koyulurdu.
Çoban, bu ağacı 20 yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı. Elma ağacının kökleri belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından, şöyle bir uzandımı en güzel elmayı şıp diye koparırdı. Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmıştı, ağacınki ise bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yinede yavrusu değil miydi?
Onu bir evlad sevgisiyle okşarken:
-Ver yavrum derdi. Gönder bakalım bugünkü kısmetimi. Ve bir elma düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksatmadan.
Köylüler uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirine anlatıp yaşlı çobanın veli bir zat olduğunu söylerdi. Bu yüzden 'ÇOBAN AĞACI'nın meyvelerini ondan başka kimseye kopartmazlar, el altından kopartanlara da iyi gözle bakmazlardı.
Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün yine elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense birşey düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları yeni doğmuş kuzuların tüylerini andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp koyunlarının arasına attı kendini.
Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu. İhtiyar çobanın beli bir anda her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinden daha nurlu minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban, bir şey hatırlamıştı. Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken:
-Canım, dedi. Hıçkırıp ağlayarak. Benim güzel evladım, mis kokulum. Şu unutkan ihtiyarı üzmeden önce, bugün RAMAZAN'IN ilk günü olduğunu neden söylemedin ki?

8 Ağustos 2010 Pazar

FUNDA AYIP DEĞİLMİ SENİN YAPTIĞIN??

ablam dantel ustasıdır.benim bütün çeyizim elinden çıktı.ee o zamanlar dantel modaymış.ara dantelleri,yorgan kapağı,salon takımı,yatak odası takımı ,fiskos ,masa kırlentler havlu kenarları.var oğlu var.ben hiç birini kullanmadım.hatta kendime okadar kızdım ki!..deli gibi havlu kenarı örmüşüm.60 tanee..haa birde örnek vermez millet:)) "ay aynı modelden başkasında olmasın sevmiyorum ben""iide sende başkasından almadın mı aklından uydurmadın ya..hem aynı evde olacağız sanki.
ama bizden ne istense hayır demeyi bilemedim ben...hiç unutmuyorum şaka gibi..mahallede (bekarken) arkadaşım kıyafet istemeye gelirdi.sıkışık olduklarında annesi para ister.""aman fundam gidilcek başka insan yok ""derdi..

bir gün moralim çok bozuk çıktım onlara doğru gidiyorum.çaylar demlenmiş öyle koyu dalmışlar ki ben mutfak penceresi balkona bakan kısmdayım.beni fark etmediler.way anasını dedim o anda sesli söylemişim.ben çıktım hızlı adımlarla..konu bendim dedikodu yapıyorlardı..arkamdan seslendiler ama dönüp bakmamıştım.

ertesi gün kızı geldi.o yoktu onların içinde..düğünleri var elbise istemeğe gelmiş.bende dışarı çıkıcam hazırlanıyorum.dolabımın iki kapağıda açık."" ben o kıyafeti falancıya verdim yok deyip çok geç kaldım çıkıcam""deyip savdım başımdan.

annesi akşam yolumu kesip ""funda ayıp değilmi senin yaptığın?elbise yok demişsin ama görmüş dolabındaymış""deyip bide hesap sormaz mı? sen nasıl yok dersin ni kadann ayıp fundaa:))topraklar başaan:))

peki bundan ders alıp hayır demeyi öğrendim mi? nerdeee çok çalışmam lazım çok..
ben ne anlatıcaktım.nerelere geldim.ablam başlamış sıkılmış bi kenara atmış. ben tamamladım.

6 Ağustos 2010 Cuma

GAMZELİ ANNEDEN HABER VAR:))

ablam ve çocukları yolculadım..gittiler...itiraf ediyorum evlendigimden bu yana çocuk kavgalarını ,gürültülerini unutmuşum ben..oysa bekarken ablam bize geldiğinde 3 onda 2 de abiminkiler..savaş çıkardı resmen..ev sıcak kalmaz. girerler çkarlar.2 dkikada birbirlerine girerler..abim kızar deli olur..sabah işe gitcek adam..iş bana düşer
alırdım hepsini benim odama sessiz film  ,terlik saklamaca kafadan oyun üretir oynardım 0nlarla..sesleri çıkmasın
kavga etmesinler herkes rahat etsin diye .gezdik bolbol yüzdük..
hazırlandık dışarı çıkarken kapı çaldı.postaaaa  gamzeli-anne den.teşekkür ederim gamzelim.kutuyada içindekilerede bayıldım.gülen yüzün solmasın.


Haberler Haberler
Bumerang - Yazarkafe