12 Ağustos 2010 Perşembe

ÇOBAN İLE ELMA AĞACI...

yaşlı çoban, sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında, tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak:
-Haydi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık. Ve bir elma düşerdi en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam, sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur’ân’ını okumaya koyulurdu.
Çoban, bu ağacı 20 yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı. Elma ağacının kökleri belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından, şöyle bir uzandımı en güzel elmayı şıp diye koparırdı. Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmıştı, ağacınki ise bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yinede yavrusu değil miydi?
Onu bir evlad sevgisiyle okşarken:
-Ver yavrum derdi. Gönder bakalım bugünkü kısmetimi. Ve bir elma düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksatmadan.
Köylüler uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirine anlatıp yaşlı çobanın veli bir zat olduğunu söylerdi. Bu yüzden 'ÇOBAN AĞACI'nın meyvelerini ondan başka kimseye kopartmazlar, el altından kopartanlara da iyi gözle bakmazlardı.
Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün yine elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense birşey düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları yeni doğmuş kuzuların tüylerini andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp koyunlarının arasına attı kendini.
Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu. İhtiyar çobanın beli bir anda her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinden daha nurlu minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban, bir şey hatırlamıştı. Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken:
-Canım, dedi. Hıçkırıp ağlayarak. Benim güzel evladım, mis kokulum. Şu unutkan ihtiyarı üzmeden önce, bugün RAMAZAN'IN ilk günü olduğunu neden söylemedin ki?

11 yorum:

  1. FINDIĞIM, GERÇEKTEN BABA-OĞUL GİBİ OLMUŞLAR, BİRBİRİNİN DİLİNDEN KONUŞMAKSIZIN ANLAMAK BÖYLE BİR ŞEY OLMALI.
    ÇOK HOŞUMA GİTTİ ÖYKÜN :) SAĞOLASIN CANIM BENİM..
    BÜYÜK HARF YAZDIĞIMI SONRADAN FARK ETTİM :( ÖPTÜM ÇOK..

    YanıtlaSil
  2. Çok beğendim. Güzel paylaşımınız için teşekkürler. Mevlam razı olsun.

    Saygılar.

    YanıtlaSil
  3. Çokk güzelmiş canım ya....


    Hayırlı ramazanlar...

    YanıtlaSil
  4. gülencim benimde çok hoşuma gitti.

    fuat bey beyenmenize sevindim.

    pembecim hayırlı ramazanlar.

    YanıtlaSil
  5. çok güzeldi saolasın funda hayırlı ramazanlar

    YanıtlaSil
  6. cok güzelmiş teşekkür ederim paylaştığın için. hayırlı ramazanlar dilerim.

    YanıtlaSil
  7. Çok güzel bir öyküymüş... Paylaştığın için teşekkürler canım.

    YanıtlaSil
  8. Ne güzel bir hikaye bu Fundacım çok duygulandım. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  9. Çok güzel çok hoşuma gitti paylaşımınız için teşekkürler hayırlı ramazanlar dilerim

    YanıtlaSil
  10. dikiş dersi arcuko sizlerede hayırlı ramazanlar
    marifetli peri,esin okuduğumda çok beyendim bende hayırlı ramazanlar

    aşk güneşi sizede hayırlı ramazanlar

    YanıtlaSil
  11. bi sürü güzel mesaj saklanmış hikayeye...


    istersen çekiliş için duyuru yapabilirsin :))) ilk yorum senden geldi bol şans...

    YanıtlaSil

yorumlar: yalnız olmadığını bilmektir..değerlidir önemlidir.beni yalnız bırakmazsınız değil mi?

Haberler Haberler
Bumerang - Yazarkafe